Her Damla Bir Öykü, Her Akış Bir İz Taşır
“Her Damla Bir Öykü, Her Akış Bir İz Taşır” sergisi, Porsuk Çayı çevresinde şekillenen kentsel peyzajı ve ekosistemi, suyun taşıdığı tarihsel ve kültürel izler üzerinden yorumlar. Toplumsal, kültürel ve politik anlamlar yüklenen suyun hafızası bu çalışmanın merkezinde yer alır. Kentin hafızasında su yalnızca bir kaynak değil; aynı zamanda bir anlatı taşıyıcısı ve kültürel hafızanın canlı bir parçasıdır. Bu bağlamda sergi, suyun çevresinde gelişen ekosistemlerin kırılganlığını; bataklık süsenleri, sazlık alanlar, taş yüzeylerde biriken izler ve toprağın taşıdığı hafıza aracılığıyla görünür kılar.
Bataklık, su ile kara arasındaki geçirgen ilişkinin bir metaforu olarak ele alınır. Kıyı çizgisinin sürekli değişen yapısı, kentleşmenin baskısıyla dönüşen mimari yapılarla birlikte bu ekolojik hafızanın bir parçasına dönüşür. Bir zamanlar suyun ritmine göre şekillenen kıyılar; bugün beton yüzeyler, doldurulmuş alanlar ve yönü değiştirilmiş akışlarla yeniden tanımlanmaktadır. Bu dönüşüm, yalnızca fiziksel çevrede değil; gündelik yaşam pratiklerinde, seslerde, kokularda ve kolektif hafızada da derin izler bırakır
Bataklık süsenleri, sergide hem ekolojik direncin hem de kırılganlığın sembolü olarak öne çıkar. Suya bağımlı yaşam biçimlerini temsil eden bu bitkiler, değişen su rejimleri ve insan müdahaleleri karşısında kaybolma riski taşıyan ekosistemlerin sessiz tanıklarıdır. Sazlıkların rüzgârla kurduğu ritim, taş yüzeylerde biriken izler ve suyun geri çekildiği alanlarda açığa çıkan katmanlar, doğanın kendi arşivini nasıl oluşturduğunu gösterir. Böylece sergi, suyun yalnızca akışkan bir madde değil; zaman taşıyan, hafıza biriktiren ve mekânı dönüştüren canlı bir yapı olduğunu hatırlatır.
Kıyının değişimi, burada kesin sınırların değil, karşılaşmaların ve geçişlerin mekânıdır. Su ile kara arasındaki bu eşik, insan müdahalesiyle sürekli yeniden çizilirken, beraberinde ekolojik kayıpları ve yeni kırılganlıkları da üretir. Porsuk çevresindeki dönüşüm, modern kent yaşamının suyla kurduğu mesafeyi görünür hâle getirirken; unutulan dere yataklarını, kurutulan bataklık alanlarını ve yok olan canlı türlerini de yeniden düşünmeye çağırır.
“Her Damla Bir Öykü, Her Akış Bir İz Taşır”, suyun taşıdığı görünmez hikâyeleri açığa çıkarırken, izleyiciyi suya yalnızca bir kaynak olarak değil; geçmişi, bugünü ve olası gelecekleri birbirine bağlayan yaşayan bir hafıza alanı olarak bakmaya davet eder
Aşkın Ercan, 2026